THINGS WE LOST IN THE FIRE







2007 yılı yapımı, yönetmenliğini Susanne Bier 'ın yaptığı bir film ,Things We Lost in the Fire . 'Yangında Kaybettiğimiz Şeyler' ya da ' Yitirdiğimiz Şeyler' isimleri ile anılıyor ülkemizde. İKSV ,27. İstanbul Film Festivalinde, 'Yitirdiğimiz Şeyler ' adıyla programına koymuş. Ve tanıtımını da şöyle yapmış:

Düğünden Sonra ile Oscar’a aday gösterilen Susanne Bier’in bu en yeni ve ilk İngilizce filminde, yapımcı olarak Amerikan Güzeli’nin yönetmeni Sam Mendes’in imzası var. Ünlü oyuncularla dolu film, kaderin biraraya getirdiği iki insanın duygusal boşalmalarla iyileşmelerini ve dostluklarını anlatıyor. Kocası bir cinayete kurban giden Audrey’nin hayatı bir anda paramparça olmuştur. On bir yıllık evliliğinin ardından bir anda iki çocukla kalakalmıştır. Çektiği acıyla başa çıkabilmek için, kocasının çocukluk arkadaşı, eski avukat ve yeni uyuşturucu bağımlısı Jerry’ye tutunur. Jerry ve Audrey, acılar ve inkârların arasından sıyrılıp kendilerine bir çıkış yolu bulacaklardır.



Oldukça dramatik bir film . Dramatik olduğunu özellikle belirtiyorum, çünkü pek çok forumda falan, sıkıcı , ağır tempolu bir film olarak nitelenip bence haksızlığa uğramış. Bir aksiyon ya da komedi filmi söz konusu olduğunda onun iddiasını yerine getirip getirmediği bu ölçütlerle yapılır kanımca. Bir dram sözkonusu ise, sıkıcı demek, hakikaten izleyenin sinema ile ilişkisinin çok yüzeysel olduğunu düşündürüyor bana.

Neyse,bir ailenin yaşadığı trajik bir kayıp filmin ana ekseni. Güzel bir kurgu var filmde. Kaybın somut sonucu ile başlayıp, zamanda geçmişe de dönerek, trajediden sonraki yaşamları, karakterlerdeki değişimleri ağır ağır, ama özenli bir kurguyla aktarmış yönetmen. En kenardaki karakterler dahi, belirli bir özenle, hikayesini anladığımız gerçek insanlara dönüşüyor. Filmde başroller, Halle Berry ve Benicio Del Toro 'nun. Ayrıca, x-Files ajanımız, David Duchovny, John Carroll Lynch, başarılı çocuk oyuncu tercihleri olarak gördüğüm, Alexis Llewellyn ve Micah Berry var.

Halle Berry hakkında kafam karışıktır. Güzel bir kadın evet, e çağımızın star ışığına sahip ünlülerinden, evet. Ama bazen yaptığı film tercihlerinin herhangi bir çizgi gözetmeyen, başarısız tercihler olduğunu düşünürüm. Örneğin, aksiyon türünün tutkunları belki kızacaktır, ama Cat Woman olmamalıydı diye düşünürüm. Hayır, böyle filmlere bir itirazım yok. Gayet başarılı olanlar da var bu türde. Ama Halle Berry olmamıştı sanırım. Belki o da benim düşündüğüm gibi rolünü sevmemişti, ne bileyim? Oscar kazandığı Monster's Ball ' da mesela çok başarılıydı. Bu filmde ise, başarılı. Elinden geleni yapmış. Oynadığı karakter yasta bir kadın sonuçta. Fazla süslenecek bir karakter değil. Yasını, acısını, bu arada çocukları için toparlanmak zorunda kalışını gayet iyi bir performansla yansıtıyor. Benicio içinse, hayranları kızacak belki, ama söyleyeceğim tek şey yine aynı, yine aynı, yine aynı. Ne bileyim? Bu adam yüzündeki bazı mimikleri her karakterine taşıyor. Çünkü sanırım onlar Benicio'nun mimikleri. Kısık gözler, sıkılan çene kemikleri, fazla ağzını açmadan konuşmak falan. Ha kötü mü? Yooo, iyi. Ama bende bu hissiyatı uyandırıyor işte. Bu arada, son yer aldığı proje olan CHE' yi çok merak ediyorum. Eminim orada da aynı mimiklerle ve yine çok başarılı oynamıştır:)

Filmden bağımsız olarak ekleyeceğim son şeylerse;
1- Yahu bu Halle Berry'nin ten rengi ne kadar güzel. Tamam kendisi de çok güzel, ama teni çok hoş. Bir de bu filmde yönetmenin tercihi karakterde sıfır makyajmış ve gerçekten, parlamayı falan önleyen bazı malzemeler dışında tutulmuştur sanırım, ama sıfır makyaj.
2- Benicio, gariptir, ama Brad Pitt'e benziyor . Hakikaten garip. Çünkü görünür bir biçimde farklılar tamam. Ama, sanırım dudak ve kemik yapısı çok benziyor.

Efendim, son olarak da fikriniz olsun diye, fragman şöyledir:

2 yorum:

  Ekmekcikız

27 Aralık 2008 21:40

Filmi görmedim, ilk fırsatta göreyim.
Yüzde yüz haklısın, benicio, brad2e benziyor.
:))

  depo

27 Aralık 2008 22:05

ben sana vereyim filmi :) benziyorrr evet:)