4 LUNİ, 3 SAPTAMİNİ Sİ 2 ZİLE - 4 AY 3 HAFTA 2 GÜN




Yönetmenliğini, romen Cristian Mungiu 'nun yaptığı, 2007 yılı yapımı Altın Palmiye ödüllü bir film 4 Ay 3 Hafta 2 Gün. Üstelik tek ödülü de bu değil. Bol ödüllü bir film.

Bazen bir filmi izlemeye başlarken kabaca konusunu bilirsiniz, ama sizi nasıl silkeleyip sarsacağını bilmediğiniz için film izleme deneyiminiz tam bir kabusa dönüşür.Bunu şunun için söylüyorum, bugünkü aklım olsa bu filmi yalnız başıma izlemezdim.
Bu yazdıklarım bir korku filmine yazılabilecek giriş cümleleri olabilirdi belki, ama değil Ve fakat, hayat bazen korkunç.

Konusunu özetlemek gerekirse, şunlar kalmış aklımda:

Gabita hamiledir, çocuğu doğurmak istememektedir. 'Eeee, gider aldırır o zaman' deriz değil mi? Diyemeyiz. Çünkü zaman Komünist rejimin hüküm sürdüğü 8o'ler, mekansa Romanya'dır ve kürtaj yasaktır. İşte film, Üniversite öğrencisi iki genç kızın yaşadıklarıyla baskıcı rejimin insan hayatının ne kadar içine girebileceği tartışmasını açıyor ekranda. Biz izleyenler de bize anlatılan olaylarla filmin ana ekseninde duran bu soruya, ' Kadınsa söz konusu olan, bedenine kadar girer' cevabını veriyoruz. Hoş bu coğrafyalarda zaten bildiğimiz bir olgu olduğundan, şaşırmadan ve bir kez daha doğrulanmış olmanın iç sıkıntısıyla veriyoruz bu cevabı.

Sade , düz bir analatımı var yönetmenin. Abartılı hiçbir diyalog yok; abartılı oyunculuklar, abartılı kasvetli mekanlar yok. Film boyunca hep bir şeyler olacak, bir şeyler ters gidecek, daha da kötüsü olacak, kesin şimdi ölecek, kesin şimdi yakalanacak beklentilerine girsek de, olandan daha kötü hiçbir şey olmuyor filmde. Film bitince anlıyor insan,'Daha ne olsun?'; Olan zaten yeterince kötü.

Baskıcı, yasakçı ortamın soğuk yüzü filmde kimi uzun uzun, kimi kısacık bir an görünen karakterlerle somutlaşıyor. Bazen bir otelin resepsiyonisti olarak görüyoruz rejimi, bazen de kürtajı yapan doktor olarak. Ah, en çok da o doktor olarak. Vlad Ivanov , o kadar gerçek bir nefret edilesi Doktor Bebe karakteri yaratıyor ki, nefret etsek de karakterden, oyuncuya buradan bir saygı göndermek gerekiyor . 'Gücün ve iktidarın kimde olduğunun önemi yok, ele geçireni bozar.' diyor bu karakterle bize yönetmen. Tabii belki de bunu şimdi ben diyorum.

Biraz üstte de yazdığım gibi abartılı hiçbir şey yok filmde. Konu kürtaj, ama kan yok; hatta müzik yok filmde. Tabii bu tarz ilk değil, ama ayrıntı, yönetmenin tercihi, kayıt düşmek lazım. Zaten bu filmde ortamın sesleri gerilimin müziği oluyor yeterince. Issız taş yapılarda yankılanan ayak sesleri,karanlık sahnelere eşlik eden nefes sesleri, en çok da sistemin sonuna gelişini de simgelediğini düşündüğüm cızırdayan,tekleyen, bozuk floresan lamba sesi. En çok da bu ses sinirimi bozdu, zaten floresan lambayı da hiç sevmem. Bana hep devleti çağrıştırır.


Neyse , Oyuncu kadrosunda Otilia karakterinde, Anamaria Marinca; Gabita karakterinde, Laura Vasiliu ; ve Doktor Bebe karakterinde, biraz önce de yazdığım Vlad Ivanov var.

Bir de not, bu film, yönetmenin 'Altın Çağ ' olarak adlandırdığı üçleme tasarısının da ilk ayağı imiş. Kendi adıma, diğer ikisini de merakla bekliyorum.

Bu da fragman diyemiyoruz bu sefer, tüm video, müzik paylaşım sitelerimiz bir bir yasaklanıyor buralarda zira. Eğer açılırsa, dönüp bu filmin fragmanını da yüklemek boynumun borcu olsun. AYRICA, BASKICI REJİMLERİN ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜ DİYORDUK DEĞİL Mİ? Bu filme denk gelmesi ne de hoş oldu...

not: pitekantropus; sayesinde sözümü tutabiliyorum:) buyrun efendim fragmanını;

4 yorum:

  Pitekantropus

14 Ocak 2009 02:04

Fragman için bunu yerleştirebilirsin.

http://www.dailymotion.com/video/x52462_4-months-3-weeks-2-days-trailer_shortfilms

Sarsıcı bir film.Ama yer yer çok sıkıcı olabiliyor.Bir de uzun süre ne yapacağını anlamadığınızda çok meraklanıyorsunuz.Zira ben konusunu okumadan direk izlemiştim.Konusunu okuyanlar her halükarda spoiler ile başlamış oluyorlar.O yönüyle de garip bir film.

  depo

15 Ocak 2009 10:14

teşşekkür ederim. yazıyı yazdığım gün dailymotion'a da girilemiyordu:(

sıkıcı kısmı bazı sahnelerin çok uzatılmasıyla ilgili sanırım. otilla'nın sevgilisinin evindeki yemek sahnesi, bebeği atacak yer araması falan uzatılmış gibi. ama gerilimi, sıkıntıyı vermesi açısından da gerekli gibi bu uzatmalar sanki.

  Ekmekcikız

15 Ocak 2009 11:54

"...cızırdayan,tekleyen, bozuk floresan lamba sesi. En çok da bu ses sinirimi bozdu, zaten floresan lambayı da hiç sevmem..."
Aynen, aynen!
Yazıyı okurken, daha o satırlara gelmeden o sahneler canlandı gözümde ve o sesleri duydum yeniden.
Bir de baktım, sen de yazmışsın.:)
Ben de seyrederken çok gerilmiştim ve sanırım ben de yalnız seyretmiştim.
Kaç gün aklımdan çıkmadı o soğukluk, iç daralması.
Bu duyguları seyredene geçirmek, sinemacının başarısı, değil mi?
:)

  depo

15 Ocak 2009 20:06

ekmekçikızcığım, beğendim diyen herkes yanına bu notu da ekliyor mutlaka,' ama çok gerebiliyor bazen':) bu da yönetmenin başarısı, izleyene o cızırdayan floresanla bir şeylerin artık teklediğini, eskidiğini anlatabilmesi de yönetmenin başarısı evet:)