DAS LEBEN DER ANDEREN - BAŞKALARININ HAYATI



Gencecik bir Alman Yönetmen ,Florian Henckel von Donnersmarck 'ın ,En İyi Yabancı Film Oscar'ını da almış olan filmi 'Das Leben der Anderen ', bir önceki yazının konusu olan film gibi, devletin gündelik hayatın her yönüne karışabilme hakkını bulduğu bir coğrafyanın insan hallerine odaklanmış bir film.


Bireylerin tüm etkinliklerini kayıt altına alarak onları denetleyeceğine inanan totaliter Doğu Almanya'nın Güvenlik Örgütü Stasi'de, yüzbaşı olan Gerd Wiesler, devletine, onun için yaptığı gözetleme, dinleme, fişleme işlerinin gerekliliğine ve fişlenen insanların zaten devletin bekaasına bir tehdit oluşturduğuna , bu nedenle yaptığı işin doğru ve gerekli bir iş olduğuna iman etmiş bir ajandır. İşinin gereğini yerine getirmek için özel hayat kurmaktan bile vaz geçmiş, arada hissettiği sevilme, şefkat gibi gereksinimlerini de soğuk otellerde birlikte olduğu fahişelerle gidermeyi seçmiş yalnız bir adamdır Wiesler. O nedenle onu izlerken kızmaz, ' ah be adam ya' hayıflanmasıyla acırsınız çoğu zaman. Bu başarılı Ajan(!), dönemin kültür bakanı tarafından gayet özel nedenlerle, ülkenin belki de en suya sabuna dokunmayan entelektüelini, oyun yazarı Georg Dreyman 'ı gözetleyip, dinleyip fişlemesi için görevlendirilir. Sorgulamadan bu görevi kabul eder Wiesler. Bu andan sonra biz izleyiciler, karmaşık duygular arasında salınarak iki önemli karakterin, Wiesler ve Dreyman'ın dramatik değişimlerini soluk soluğa izlemeye başlarız. Dreyman'ın ılıman yapısının keskinleşmesine,Wiesler'ın keskin yapısının ılımaya başlamasına tanıklık ederiz.

Orwell'in hepimizin kulağını çekip ayağınızı denk alın demek için yazdığı '1984' yapıtı, devletin dinleyerek, gözleyerek, hatta anılarının bile ne olması gerektiğini kendisi seçerek bireyin yaşamına nasıl da dalabildiğini ve bunun sonuçlarını anlatan bir kara ütopyadır değil mi? 1984 yılının Doğu Almanya'sında başlayan bu film de , sanki Orwel'e ' Sakin ol dostum; insan varsa, umut da vardır.' diyerek göz kırpıyor.

Film bittiğinde, 'işte bu kardeşim ' diyor insan. 'Hangi soğuk rejim insan sıcaklığının sıcağına dayanabilir?'.

Aslında hani insan şunu da düşünmüyor değil; ne bileyim, genç yönetmenimizin Oscar adına Amerika'nın soğuk savaş dönemi düşmanlarından Doğu Almanya'yı karalayıp ödülü garantileme çabası mıdır acep bu film? Yani filmin samimiyetine inanma meselesine bir an takılıp kalıyor insan. Ama en azından 'Hayat Güzeldir'deki, kahraman Amerikan askerlerinin küçük çocuğu tankla kurtardığı son sahne gibi bir yalakalık da yok bu filmde. O nedenle , samimi geliyor film. Ayrıca, her birey gibi, ülkesini seven de yeren de bir birey olma hakkını yönetmenimize de tanımak gerekir. Filmindeki, çok da suyunu çıkarmadan,ülkesinin geçmişindeki kötülüklerle hesaplaşma tarzını sevdim açıkçası.

Bir de, filmin kapanış sahnesinin beni benden aldığını, sırf bu dramatik kurgu için bile bu filmin izlenmesi gerektiğini not etmek istiyorum.

İzleyin, sonra konuşuruz:)

Filmin çok başarılı oyuncu kadrosu ise şöyle: Ajan Wiesler rolünde, Kevin Spacey'e acaip benzettiğim Ulrich Mühe ; Dreyman rolünde, Sebastian Koch ; Dreyman'ın sevgilisi Christa-Maria Sieland rolünde, Martina Gedeck.

Bu güzel insanların oynadığı filme bir göz atmak isterseniz de, buyrun efendim;

4 yorum:

  Ekmekcikız

9 Şubat 2009 21:15

Bu filim hakkında, o kadar çok kez okudum ve aslında vizyona çıkmadan önce de o kadar çok kez fragmanını görmüştüm ki, artık, yarın ilk iş gidip DVD sini alıp seyredeceğim.
Diyecek sözüm yok, yani.
:(

  depo

10 Şubat 2009 08:16

ekmekçikızcığım, senin bu filmi izlemediğini bilmiyordum, dahası hiç tahmin etmemiştim. kaçırmazsın sen böylesi filmleri ya:) ondan. o zaman mutlaka izle canım benim. mutlaka:)

  Arzu Çur

10 Şubat 2009 09:54

Çok sakin gibi giden ama dipte söylediği çok laf olan filmlerden bence bu da. Ben de sevmiştim.

  depo

11 Şubat 2009 11:05

ablacım, kesinlikle doğru söylediğin. sakin sakin anlatıyor, ama izleyen coşuyor yükseliyor duygu olarak. bir de, martina gedeck ne kadar zarif görünüyordu rolünde. hayran olmuştum:)